belki

senin aynadan gördüğünü ben "dıvardan" görürüm. Oğuz Atay- Babama Mektup

22 Mart 2013 Cuma

KAĞITTAN VAPUR


Bir vapurdan daha fazlasını arıyorum iğreti cevaplarının ardında. Iğreti, benim de yabancı olduğum bir şey. Peki niye?

Bir keresinde ben denizen üstünde yürümüştüm… evet bunu yaptım.

-       Ne kadar kararlı ve emin olduğunu görüyorsun değil mi?
-       Abi bu bana çocukluğumu hatırlatıyor.
-       Ona kadar sayar mısın?
-       Bir ki dört üç…
-       Ney?
-       Bir ki dört üç… herkes o ‘i’ yi yutuyor. Bu kadar üstüme yüklenme.

Sayın yolcularımız lütfen vapurdan inerken ve vapura binerken sürme iskeleyi kullanıyoruz.

-       Oo hadi uçuşa geçiyoruz. Hanımefendi şey kemerlerimiz yok da, nerede acaba?
-       Ne, ne kemeri ayol, ne bileyim ben?
-       Şey, abi bak altta can yelekleri var, onları takıyoruz.
-       Aptal herif boğulurken takılıyor onlar.
-       Ney? Kim boğuluyor. Ayy yetişin batıyoruz.
-       Allah senin belanı vermesin kadın ne batması?

Sayın yolcularımız, keptınınız konuşuyor. Birazdan elli metrenin üstüne çıktığımızda yoğunlaşacak dalgalanmalardan lütfen tedirgin olmayınız. He bilcümlenize hayırlı yolculuklar.     

‘’okuyun yavrularım, özenilmesi gereken ayı oğlu ayının oğullarından olmayın. Isterseniz eşek de olabilir. Eşek olabilir darken yani mecazi anlamda, yani ayı olunda demiyorum. Ulan ben ne diyorum?’’

            Dileklerde bulunurum bazı bazı. Hayalperest olduğumu söylerler, söylesinler. Nitekim en kendi hayallerim peşinden gidiyorum.
           
            Acı çektiğini biliyorsun değil mi?
           
Mutlaka… sen acı çekmiyor musun yanımda bulunurken? Acının derecelerinden söz edebilirsin. Herkes böyle bir acı, böyle bir bağ, böyle bir sevgi yok cümleleri sarf eder bilirsin safi kendi öznelerini oluşturan cümlelerde. Dışarıya kapalı göz ve sadece kendi cehaletinde. Bundan söz ettiğim insanların cahil olması değil. Her birey kendi öznesinde cahildir, sadece birinci tekil şahıstan ibaretse sürdürdüğü yaşamı.

Acı çektiğini bilerek sürdürüyorsun yaşantını, seninki de birinci tekil üzerinden değil mi peki?

Ben acıyı kabullenip çekiyorum, bildiğim için. Yoksa işlerim, dilediğim şeyler gerçekleşmeyince cümlelerime ‘lanet olasıca hayat’ soyutluğundan bir üçüncü şahıs eklemiyorum… güle güle…

Vapur yolculuğu sürüyor. Sahi nerede o gürültü patırtılar? Şu ablayı vapurun batmayacağına inandıramamışlar.

‘’Ablacığım merak etme tanrı bile batıramayacak bu vapuru.’’
(G):‘’Bak bak şunun özgüvenine tipine tükürdüğüm. Işi gücü yokmuş gibi lanet kadına tanrı bile batıramaz diyor.’’
(A):‘’Aha da adam sana kızıyor yavrucuğum Ayy batacağız vallahi, öleceğiz burada.’’

Ölümün getirileri ve götürüleri bir teraziye konmuş. Hangisi ağır geliyorsa insanların neye daha çok bağlı oldukları tartışılıyormuş.

‘’Abla, ölümden korkar mıydın sen hep böyle?’’
(A):‘’Ayol ölümden kim korkmaz.’’
‘’Bana yaşamını tanımlar mısın?’’
(A):‘’Hıı?’’
‘’Tamam hatalıyım… mesela en mutlu olduğun günü hatırlar mısın, anlatır mısın?’’
(A):‘’En mutlu olduğum gün… ayy heyecanlandım şimdi.’’
‘’Peki en mutsuz olduğun gün abla?... abla?’’
(A):‘’İşte beni şimdi tekrar öldürdün evlat!’’

(G):‘’Ulan ne yaptın hayvanın oğlu, öldürdün kadıncağızı.’’

‘’Kadın şimdi mi ölmüştür? Yoksa bunu nüksettiren ben miyim? Ben sadece öldüğünü hatırlattım ona. Hangimiz ölü olmadığımızı ıspatlayabiliriz?’’

Vapur yolculuğuna devam etmektedir.:
‘’Sayın yolcular martı istilasından mütevellit en yakın vapor limanına acil yanaşma yapmak zorundayız. Ayy unuttum. Keptınınız konuştu.’’

Vapurun kalkmasına son üç dört iki bir. Vapurumuz havalamıştır.’’

                                                *
‘’Beyfendi lütfen cam kenarı benimdi. Bakın biletim.’’
‘’Allah Allah yaa, sanki şurada dursa ölecek!’’

‘’Sayın yolcularımız yoğun sisten dolayı gözünüz hiçbir şeyi görmeyebilir, lütfen sakin olunuz.’’

‘’Hay Allah kahretmesin, şimdi mi söylenir?’’

                                                *
‘’Çocuğu görüyor musun? Kaç yaşlarında vardır?’’
‘’Beş yaşında var yok gibi.’’
‘’Beşe kadar sayar mısın?’’
‘’Bir iki dört üç’’

                                    *

‘’Her şeyin sonucuna sen katlanırsın.’’
‘’Bana ne be her şeyden.’’
‘’Yanlışların kimi etkiler?’’
‘’Beni.’’
‘’Başkalarının yanlışları?’’
‘’Yanlışı kim yaptıysa, onları.’’
‘’Emin misin?’’
‘’…’’

                        *
''Of be abi, hep şu can yeleklerinden birini giyme hayalim vardır. Keşke giysem be, bi ekşın falan olsa hemen giysem ben de.''
(G):''Oğlum aptal mısın sen, ne bu can yeleği fantesizi?''
''İşte , ölme korkusu yaşayalım, ölmeyelim diye.''

''Ölüm her an yakındadır, bilemezsin. Bakarsın, ölmek daha güzeldir, ne dersin?''
''Abi, şey alt tarafı can yeleğini giyecektim.''

(G):''Giy sen nasılsa batacağız. Bu hayvan tanrı bile batıramaz bu vapuru dedi. Ulan sen kimsin, ne haddine şu teneke yığınına güveniyorsun?''
''Batıramaz diyorsam vardır bir bildiğim.''

Vapur teklemeye başlamıştır.
''Aman ne oluyor?''

İnsanların ayakları ıslanmaya başlamıştır.

(G):''Ulan şomağızlı it oğlu it. Allah’ın işine karışılır mı? Al batıyoruz işte.''

Herkes koşuyor, daha once hiç koşmadıkları kadar hızlı. Sınırlı alanlarında kaçışıyor ve daha çok korkuyorlar ölümden.

(G):''Kaptan konuşsana lan ne oluyor. Yanaşsana bir limana.''
''Kaptan yok, kimse yok.''
(G):''Ne demek kimse yok, nasıl gidiyor bu vapur?''
''Kendiliğinden…''
(G):''Nasıl kendiliğinden?''
''Siz nereye gidiyorsunuz ki?''
(G):''İşte, vapura bindik, geliyoruz.''
''Ama, nereye?''
(G):''Şeyeee işte… sen nereye gidiyorsan biz de oraya gidiyoruz.''
''Biz kim?’'
(G):''Diğer yolcular, işte onlar.''
''Benim nereye gittiğimi biliyor musunuz?''
''Yo…''
(G):''İşte, biz nereye gidiyorsak sen de oraya gidiyorsun.''
            ''Biz kim?''
            (G):''Biz…''
            ''Sen onları tanıyor musun?''

''Sayın yolcularımız, keptınınız konuşuyor. Galeyan isimli yolcumuz bu durakta inecektir.''
 (G): ''Ben, ben mi, bana mı sesleniyor?''

                                                **
''Sayın yolcularımız keptınınız konuşuyor. Abla isimli yolcumuz bu durakta inecektir.''

''Haydaa yine ne diye yanaşıyoruz limana. Bu vapur da sürekli bir yerde duruyor.''

                                                **
''Galeyan Bey hadi ininiz aaa. Daha elimde yığınla liste var.''

(G):''İyi de burası hiç güzel değil ki.''
''Onu bana söylemeyeceksin.''

Vapur yolculuğuna devam etmektedir.

Umutlarım olurdu, onlara binaen hayal kurardım. Ve teperdim kimilerine göre fırsatları. Beklerdim ve suda yürürdüm ben. Bana deli derlerdi; ama asla aptal diye hitap etmezlerdi. Çünkü boğulmaktan korkmazdım.

En arkaya geçerdim, bilakis cam kenarına. Hayatın sisli olması, rüzgarın tadına varmamız engellemezdi. Uçuşurdu saçlarım. Şimdi, önümde kendi idealarım. Hadi bakalım, ben kendi vapurumun kaptanıyım. Kaptan nerede kaldı benim limanım?

''Sayın yolcularımız vapurdan inerken ve vapura binerken lütfen sürme iskeleyi kullanıyoruz.''

                                                            ***

-       Aferin, öğrenmişsin kağıttan vapur yapmayı… ne o, ne yazıyor üstünde?
-       Benim hikayem babacığım.
-       Silinmesin ama giderken?
-       Sudan korkan insanların hikayeleri ıslanır.
-       Ee, nereye gidecek bu vapur?
-       Benim istediğim limana.


22.03.2013
Yorum Gönder