belki

senin aynadan gördüğünü ben "dıvardan" görürüm. Oğuz Atay- Babama Mektup

2 Kasım 2014 Pazar

TÜM KENDİLİKLERİM


Çiçek açar mı
Verir mi meyve
Diyedurysunlar diye düşünüverdim
                                                Kendi içimde
Tüm kendiliklerimin mümessili ben değil miyim
Yaşama alıştırıldığım insanların arasında
Hayat budur diye öğretilen tebeşir uçlarında
Hiçbir şey bilmeden itien hayatın kucağına.
Belki de dikilen ufak bir fidan
Gelecekte yok edilecek bir ormanda.
Kim gelip yiyecek meyvelerimi
Sen mi?
Yetişecek çekirdeklerimden yeni umutlar
Siz mi?
Bütün sözleri biriktirdiğim düşünce ufuğunda.
Sadece acı yedierceğim ben tadanlara,
Sadece acı.
Ağızları buruşacak.
Bu nebiçim diyecekler,
Daha önce hiç yediklerimiz gibi
Değil!
Diyerek beni suçlu görecekler.
En kolayı,
Tüm mesuliyeti benim üerime yıkmak değil mi ki?
Yetiştirildiğim alan
Soluduğum duman
Ne zaman göz önünde bulunduruldu ki.
Elde kalan sadece ölüm olunca
Konuşulur ölüm
Elde kalan sadece acı olunca
Hatırlanır acı.
Aynı yolları yürüdüğümüz milyonlarca insanın
Her gün yaşadıkları
Ancak bizim yolumuza düşünce anımsanır
Birkaç günlüğüne
Belki daha kısa
Veya daha uzun haliyle
Hatırlanır gündelik yaşamın hali.
Gündelik yaşamın getirdikleri
Bir bedeli mi
Herhangi bir istek mi
Sonu umutsuzluğa varabilecek
Herhangi bir endişe mi?
Ne peki?
Sadece anımsanan bir vakitçik mi?
Hayatımıla kıyasladığım yok
Hayat da kimin hayatına göre
Gözlerini açmadan giden bir bebekse
Onun mu acısı olayım.
Acı, ancak gelindiğinde yanan
Tek başına kesilmemek için direndiğim bahçeden
Acılar saçılar olsam istemeden
Sadece ziyaret edenlere verdiğim meyveden
Anımsanırsa acı
Ben bütün kötülüklerin baş tacıyım
Beni buraya dikenleri düşünmeden

2.11.2014

31 Ekim 2014 Cuma

IŞIK KORKUSU


İnansam
Haykırırım
Sesimin ulaştığı yerde sen olursun
Yoksan da ben yaratırım.
Var olsan
Tüm yoklukların arasında
İnanırım.
Tüm yoklukların ışığında
Bir karanlıktır varlığın
Sığındığım
yorgunluğumu attığım
Haykırdığım.
Yoksun,
İnadına her yer karanlık
Işıksızlıkta bile olmayan
Işığın içinden çıkan
Farklı ışıklar gibi;
Sanki gündüz
Öğle sıcağında,
Güneşin kavurduğu bir öğle ortasında
Karanlık kalmaya çalışan odamın
Tepesinde yer alan gece lambasının
Sürekli açık kalmasına
Alışkınım.
Karanlık
Tüm inançlarımı açığa çıkarıyor olsa da
Her gün ışığın mezarlığındayım
Bir gün biteceğine inansam
Haykırırım
O kadar çok bağırırım ki
Hani görünse ya ortalıkta ses dalgaları
Hani karşılıklı oturup konuşsak sürekli
Konuştuğumuzdan dolayı göremesek birbirimizi
Öyle yaparak sonlandırırım ışık taşıyıcısını
Patlatırım
Boş konuşarak bana ulaşmamasını sağlarım.
Boş konuşmak değil mi
Büyük karanlıkların sebebi.

28 Ekim 2014 Salı

ALBÜM 1. KISIM


ÜSTNOT: albüm hikayesi 2 kısma ayrılmıştır

“Zaman hızla akıp gidiyor”
“Bunun farkına daha yeni mi vardın?”
“Efendim?” efendim diyorum; demeye devam ediyorum kendi kendime. Aslında uzu zamandır düşünüyordum. Bakma, düşünmeye devam ediyorum. Nedense düşündüklerimi kimse dinlemiyoru. Ya ben derdimi anlatamıyorum ya da benim dertlerimle ilgilenmiyorlar. Hatta bazen....
gitmiş. Peki. Senin de bir gün bana işin düşer; o zaman konuşuruz.
Kiminle konuşuyorum ki? Bilmiyorum.
Ama benim de anlatmaya çalıştı...
“Biraz sessiz olur musun? Şurada bir eşy konuşuyoruz” dediler. Döndüm. Anladım, dedim; sinirlenmiştim. Ne yanşi insan kendi kendine konuşamaz mı?
“Biraz sessiz olabilir misin kardeşim?” dedi. rahatsız olduysan çık git birade, dedim ben de. Ne yani lattan mı alacaktım.
“Baksana, insanca bir şey söylüyoruz”
sen bana ne demek istiyorsun? Hayvan mıyım lan ben? Gittikçe sinirlendiğimin farkındayım. Fakat ne yapabilirim, elimde değil.
“Hop! Beyler ayıp oluyor, sessiz olun” dedi tanıdık bir ses.
Abi özür dilerim bir anlık dalgınlığıma geldi, diyerek özür diledim ve önüme döndüm.
Biraz sakinleşmek ruhuma iyi geldi. Kimi zaman kendimi yıpratıyor, ısrarla engel olamıyordum yine kendime. Ya kendimi tanıyamıyordum yeterince ya da farklı sorunla yaşıyordum. Bildiğim bir şey, belli aralıklarla bir uyarıya ihtiyaç duyuyorum, ondan sonra kendime gelebiliyor ve düşünmek için zaman yaratabiliyordum. Düşünmeyi, düşünerek düşleştiriyorum. Çoğu zaman ne düşündüğüm üzerine  fikir yürütemiyorum. Çünkü düşündüklerim bir zaruret miydi, önce bunu öğrenmem gerekiyordu.
“Ne yapıyorsun?”
cevap vermedim.
“Hey! sana dedim.”
Önümdeki kitabı kaldırıp,
“Yahu Allah aşkına işin gücün mü yok?”
yani bekliyorum işte, oradan haber bekliyorum Allah’ın izniyle, kısmetse olur yani bu iş.
Önümdeki çaya meylediyorum. Ufak cam bardakta kalan ve soğumasına kısa bir süre kalan çay taneli bardaktan,  içebildiğim kadar sıvı kısmını tükettim. Bir bardak daha söylemek geliyor içimden; fakat yeteri kadar param olmadığı geliyor aklıma. (Bu gelmeler de olumsuzluğa denk geliyor genellikle) kalkayım artık, diyorum.
“Yahu nereye gidiyorsun otursana.”
İşim olmadığı halde, işlerim var yalanını uydurdum. Onlar da pek kalmama istekli olmadıkları için bu yalanmı bozuntuya vermeden kabul ettiler gidişimi. İyi bakalım kolay gelsi işlerinde, diyerek.
İyi abi ben şu çayımın parasını bırakayım, diyerek ayaklandım. Kalkarken elim cebimde, çayın parasını hesaplayarak bozuk para çıkartmaya çalışıyordum.
“Yok kardeşim saçmalama, bizden olsun” dedi.
yok, dedim ben de ; ısrar ederek. Olur mu öyle şey.
Çay parasını bıraktım ve kalktım masadan.
Ne diye hayatımda böyle bir anı varsa. Hadi anıyı bırak, bir daha görüşmediğim insanlarla neden kalıcı somut bir dedilim var. At gitsin.
“Ah!” kolum acıdı.
Yok yahu, bildiğin kendi kolum acıdı.
“Abi ne bileyim, dikkat etmedim işte.”
Ulan futbol ayakkabısıyla sokakta oynanır mı? Dedim ben de.
“İşte bizim zamanımızda öyleydi.”
Futbolcu mu olacaksın sen?
“abi, inşallah”
ne iş, acıyor mu peki?
“Arada bir sızlıyor işte.”
Ne kadar oldu kırılalı?