belki

senin aynadan gördüğünü ben "dıvardan" görürüm. Oğuz Atay- Babama Mektup

8 Ağustos 2012 Çarşamba

BUGÜN GÜNLERDEN SENSİN.

Bugün, günlerden sensin.
Tuhaf sırıtmayla güne başlarken
Duvara dahi tebessümle bakarken
Yolda gördüğüm insanları sevinçle öperken
Kaçan otobüsün ardından gülerken
Heyecanla, bir beklemeye koyulurken
Normal konuşmamda dahi heyecanlanırken
Seni gördüğümde aniden ter atarken
Gün ağarmadan, gece kararmadan

Bugün günlerden sensin
Yeni heyecanla yatağımdan fırlarken
Hızlıca kıyafetlerimi giyinirken
Evden çıkmadan defalarca aynaya bakarken
Bakkal ağabeyin selamını geçiştirirken
Kapı önünde soğuktan titrerken
Günler kısalmadan, beklemekten yılmadan

Bugün günlerden sensin
Sakince hazırlanmaya koyulurken
İnce eleyip sık dokuyorken
Yürüyüşüme bir olgunluk katıyorken
“Nasıl” sorusuyla cebelleşirken
Kapı eşiğindeki bankta oturuyorken
Yanına oturanlardan uzaklaştırmaya çalışıyorken
İşte tam zamanı, diye atılıyorken
Çok zamanının olduğunu düşünüyorken
Uzun yaşamadan, yaşamdan bıkmadan

Bugün günlerden sensin
Aklın bir karış havadayken
Sürekli dalgınlık halindeyken
Birinin selamını duymuyorken
Sessiz sedasız otobüsü bekliyorken
Gözlerini insanlardan kaçırıyorken
Sorulara sadece kafayla cevap veriyorken
Umut dolmadan, çiçek solmadan

Bugün günlerden sensin
Boş kağıtlara şekiller çiziyorken
Birileri yanaştığında sayfayı saklarken
Sürekli ikazları dinliyorken
Davetleri geri çeviriyorken
Farklı şeylerle ilgileniyorken
Yere bakıyorken, taşları inceliyorken
Farkında olmadan, umurunda olmayan

Bugün günlerden sensin,
Sola döndüğümde yüzümden süzülen
Sağa döndüğümde içtenlikle gülen
Yataktan kalkma vaktini geciktiren
Bahaneyle dışarı çıkmak istemeyen
Ümitsiz, “şöyle yaparım,” cümleleri sarf eden
Pijamalarını çıkarmadan dolaşabilen
Bakkala “iyi, iyi” deyip kaçıveren
Kendinden kaçmadan, kabul olan.

Bugün günlerden sensin
Yataktan kalkmadan uzunca düşünen
Banyoya girip gözyaşı döken
Birilerinin selamını duymazdan gelen
Adımlarının hızını gitgide düşüren
Kapı önünde midesine bir şeyler indiren
Kalabalıktan kaçıp inzivaya çekilen
Artık kendi içinde bitiren
Gelen telefonları meşgule çeviren
Evden(yataktan) çıkıp, eve(yatağa)giren
Her şeyin kötü olduğunu düşünen
Hayattan umudunu kesen
Daha nice şeyler düşünen
Vakit dolmadan, kendini tabuta koyan

Bugün günlerden sensin
Tekdüzelik gittikçe yaklaşmışken
Aynada kendinle konuşurken
Hayal dünyasında kendini kaybederken
Uzun zaman sonra takvime bakmışken
“Bugün yine sen misin?”
Benim en ümitli ümitsizliğim
Yine aynı gün ve sen görünmektesin
Tıpkı önceki günde
                Önceki haftada
                Önceki ayda
                Önceki senede de
Gözyaşlarım mürekkebe karışıyorken…

18 Mayıs 2012 Cuma

ELMA DERSEM ÇIK

Elmaları çok severim. Aslında bu sevgim, birkaç yıl öncesine dayanır. Çocukluğumun geçtiği evimizin bahçesinde bir elma ağacı bulunurken bu kadar hasret duymazdım elmaya karşı. Bizim bahçedekiler biraz tuhaftı, yeşilinden kırmızısına kadar, rengarenkti. sanırım daha çok kırmızıyı seviyorum; beni kendine çeken bir yanı olsa gerek. Sonra, üzerlerinde noktalar olur, neredeyse her tarafında. Onları öylece izlemeye bayılırım, dediğim gibi son birkaç yıldır.
Sabah gözlerimi açtığımda, gece yatağıma kıvrıldığımda, her daim aklımdadır. İnsanlar yataklarının yanıbaşlarında su bulundurur, bense elma. Bazen kabuslar görürüm, kan ter içinde uyanırım. Uyku sersemliğiyle nereye bakacağımı şaşırırım, gece lambasını yakma telaşını abartınca yere kapaklanırım; sonra kafamı kaldırırım, kalın perdenin tamamen örtmediği camdan içeri giren, sokak lambasının yaydığı ışığın altında öylece parlamaktadır. Hemen tutar bir ısırık alırım ve bu tat, bu paylaşım başka hiçbir şeye değiştirilemez. Çünkü ben ona karşılıksız bağlıyım, bu karşılıksızlık birbirimize duyduğumuz saygıyı da arttırır. Birbirimize ait olmaktan kaçınırız; ama yine de birbirimizi deli gibi kıskanırız. Ne ben, onu bir başkasının ısırmasına tahammül edebilirim, ne de o, benim bir başka elmayı ısırmama.

SONRA SONRA


   Benzer ifadeleri, benzer ibareleri tekrarlayıp duruyorduk, her birini, aslen tek bir tanesini allayıp pullayıp  yeniden karşımıza çıkararaktan. Babadan, amcadan, anneden, teyzeden vs. almayarak, kendi mirasımızı kendimize kakalayarak.
   Saat 08.30 sularını gösteriyor. Bu kadar alışkın değilim, belki bu saatte uynamaya, belki bu kadar geç kalmaya, belki bunca değin saate bakmaya.
   Uyanıyorum, gözlerimi saate diktiğimi biliyorum, seni düşündüğümü bilmiyordum. Sonra alarm tekrar çalıyor, yine seni düşkediğimi, yine boş vaatlerle zamanımı geçirdiğimi anlıyorum.
   Ve  ne kadar geçireceğim belirsizliği tazeliğini korurken, yine seni düşleyeceğini de biliyorum. Bugün koklayarak nefesini, yarın etkisi altına alacakken parfümünün esintisi, öbür gün tatlı terlemeyle gelen ıslaklığın boynuna dayalı burnumu silmesi.
   Bugün saate bakıyorken, biraz sonra tuvalete girirken,i ardından yemek yiyip dişlerimi fırçalarken, evden çıkar, kapıyı kilitlerken, sokakta yürüyüp, işe gitmek üzere otobüs beklerken; cama dayalı kafam, kafamdan ayrıksı gözlerim aynı sayfadaki aynı satırları tekrar tekrar okurken.
   İş yerime yakın olan durağı kaçırmışım, ilk defa başıma gelmiyor bu. Yine uzunca süre  yürümek zorunda kalacağım. Günlük yol paramın kotasını dorduramam, akşam eve yürümem gerekir yoksa. Boşver, sabah sporu iyidir, hem işten çıktıktan sonra yürümesi zor olur.
    Aynı dosyalar karşıladı beni; bazılarının rebgi kırmızı bugün, yanlarında farklı harfler kalın puntolarla süslenmişler.
    Bölüm başkanını görmesem iyi olacak, traşsız yüzümü görünce alaylı bir şekilde “Aa, sakallarınız da pek yakışmış” diyecek. Hele bugün hiç çekemem onu; hangi gün çektim ki zaten. Belki iyi bir insandır; hiç sanmıyorum. Belki kendine göre sıkıntıları vardır; ee herkesin sıkıntısı var, ben kimseye somurtuyor muyum? “Çay alır mısınız?”  “Yok istemez.” Hop, bölüm başkanı geliyor. Şunlarla oyalanıyormuş gibi yapayım. “Günaydıın, günaydın!” Bana dememiş.”Oo, sakalların çok ykaışmış.” “Hıhıı....” Hay Allah, avans isteyecektim. Traş olmadan da dinlemez kesin beni. Jilet falan da nereden bulacağım şimdi? Neyse şansımı deneyeyim.